2013'e sonsuza kadar elveda demeye sadece birkaç saat kalmışken, son postumu da yapayım dedim. Her yılbaşında olduğu gibi bu sene de bana bu postu yazarken, George Michael'ın o meşhur şarkısı eşlik ediyor :)
Kısa ve öz olarak diyeceğim şudur ki; 2014 hepimiz için güzel bir yıl olsun. Aşklı meşkli, hayallerin bir bir gerçekleştiği ve en önemlisi de huzurlu bir yıl olsun!
HEPİNİZE İYİ SENELER :) :) :)
31 Aralık 2013 Salı
29 Aralık 2013 Pazar
Yeni Yıla 2 Kala
Yorucu bir yılın daha sonuna geliyoruz. Son yıllarda gerek sıkıntıların, gerekse yalnızlıkların üstünü örtemediğim için hep bir buruk geçiyor yeni yıl gecelerim. Zaten her sene daha da az hissettiğim yeni yıl ruhuna duyduğum özlem de buna ayrı bir ek oluyor. Bu sene ondan hiç eser yok zaten! Bir yerlerde yılbaşı ağacı görüp kısa bir süreliğine mutlu olsam da, daha sonra içimdeki hüzün büyüyor.
Herkes gibi her biten senenin hesabını yapardım içimde, bu sene neler yaptım, neler oldu, artıları eksileri değerlendireyim diye. Bu sene ona bile zaman bulamadım. Yıl sonu olduğu ve bana ekstra işler yüklendiği için ofisteki anlamsız koşuştumacalarımdan ve stresten sıyrılıp kendime bugünü tatil ilan ettim; yılbaşından önceki 8 günü, iş günü ilan eden gerizekalı yöneticilerimize inat! Biraz olsun rahatlamayı, kendimi dinlemeyi umarak işe gitmedim.
Herkes gibi her biten senenin hesabını yapardım içimde, bu sene neler yaptım, neler oldu, artıları eksileri değerlendireyim diye. Bu sene ona bile zaman bulamadım. Yıl sonu olduğu ve bana ekstra işler yüklendiği için ofisteki anlamsız koşuştumacalarımdan ve stresten sıyrılıp kendime bugünü tatil ilan ettim; yılbaşından önceki 8 günü, iş günü ilan eden gerizekalı yöneticilerimize inat! Biraz olsun rahatlamayı, kendimi dinlemeyi umarak işe gitmedim.
Güzelce uykumu aldım, kahvaltımı ettim. Kitaplığımda yeni kitaplarıma yer açmak, dolabımı düzenlemek ve yarım kalan düşüncelerimi yeniden gözden geçirip belki de yeni kararlar almak ve uygulamaya başlamak için güzel bir gün bugün...
30 Kasım 2013 Cumartesi
Sonbahar Biterken
Sonbahara veda ederken aklımdan milyonlarca düşünce geçiyor. Son 3 ayda yaşadıklarıma şöyle bir dönüp baktım da; güzel şeyler yaşamışım. Acısıyla, tatlısıyla güzel şeyler...
Alınan yeni kararlar, heyecanla beklenen yolculuklar, görülen şehirler, mutluluklar, hüzünler, özlemler, ufak tefek pişmanlıklar, kırgınlıklar ve yanında getirdiği kızgınlıklar. Öğrenilen yeni şeyler; dostluğa, arkadaşlığa, aşka dair, hayata dair. Hepsi de beklenmedikti. Hepsi de çok şey öğretti. Biraz daha büyüttü, biraz daha olgunlaştırdı. Güzel bir mevsim oldu...
Ama ne yaşadıysam, yaşadım ve bitti. Şimdi önümde yepyeni bir mevsim, yepyeni heyecanlar var...
Teşekkür ederim Sonbahar; bu sene tüm yaşattıkların, hafızamda sonsuza kadar yer edecek...
Alınan yeni kararlar, heyecanla beklenen yolculuklar, görülen şehirler, mutluluklar, hüzünler, özlemler, ufak tefek pişmanlıklar, kırgınlıklar ve yanında getirdiği kızgınlıklar. Öğrenilen yeni şeyler; dostluğa, arkadaşlığa, aşka dair, hayata dair. Hepsi de beklenmedikti. Hepsi de çok şey öğretti. Biraz daha büyüttü, biraz daha olgunlaştırdı. Güzel bir mevsim oldu...
Ama ne yaşadıysam, yaşadım ve bitti. Şimdi önümde yepyeni bir mevsim, yepyeni heyecanlar var...
Teşekkür ederim Sonbahar; bu sene tüm yaşattıkların, hafızamda sonsuza kadar yer edecek...
27 Kasım 2013 Çarşamba
Cebimizde Yalnızlık Var...
Eski olmasına rağmen, benim yeni keşfettiğim bu güzel şarkıyı Bülent Ortaçgil konserinde, Ceylan Ertem`in sesinden dinledim ve bayıldım. Orjinali kadar dikkat çeken çok güzel bir çalışma olmuş.
Sıkı bir Ortaçgil fanatiği olmasam da, Ortaçgil`in bazı şarkılarını gerçekten çok seviyorum. Yeni tanıştığım bu şarkı da şimdiden favorilerim arasında yerini aldı.
19 Kasım 2013 Salı
Benim Dünyam
Avrupa
ve Ortadoğu’da, dolu dolu geçen bir Ekim ayından sonra, bu ay için kolları
sıvadım ve yeni uğraşlar yarattım kendime. Geçen ay, o kadar gezmeyle tozmayla,
gördüğüm yerlerin güzellikleriyle büyülenmekle geçti ki Kasım ayı gelip çatınca
normal hayata dönmek bir o kadar zor geldi. Konseriydi, operasiydi, sinemasıydı,
doğum günleriydi, arkadaş ziyaretleriydi derken Kasım ve Aralık ayını da az çok
doldurmayı başardım.
Geçtiğimiz
hafta vizyona giren Benim Dünyam filmi ilgimi fazlasıyla çekmişti. Fragmanını
izlerken bile etkilenip ağlamaya başlayan biri olarak ilk işim, haftasonu bu
filme gitmek oldu.
Son 1
senedir Türkiye’de vizyona giren bütün filmler, Bakü’deki bazı sinemalarda da
gösterime girer oldu. Bundan yararlanıp arkadaşımla kendimizi sinemaya attık
atmasına da izdihamı ne siz sorun, ne ben söyleyeyim! Son anda geldiğimiz için
zar zor bilet bulduk zaten. Filme girmeden, ağlayacağımızı bildiğim için koştur
koştur tuvaletten peçete yürüttüm, içeride sefil olmayalım diye J
Öncelikle
film hakkında sürekli orada burada duyduğum, hoşnutsuz bir tavırla söylenen
“Black filminin araklaması” lafına değinmek istiyorum. E zaten kimse bunu
gizlememiş ki! Filmin yönetmeni Uğur Yücel zaten film çekilmeden önce de, sonra
da bu film Black filminin Türkçe uyarlamasıdır diye belirtti ki filmin ilk
sahnesinde de bu kabak gibi yazıyor. Sanki sadece “filmden esinlenilmiştir”
gibi bir ifade kullanıldı ya da hiç açıklama yapılmadı da bu insanlar böyle
salak saçma eleştirilerde bulunuyor. Neymiş Black filminin aynısıymış, e aynısı
zaten, adamlar da demiş Türk versiyonu diye, farklı bir şey dememişler ki.
Kafası çalışmayan insanların, eleştiri hakkı olmamalı bence... (!)
Bu
konu çok konuşulduğu için ilk ona değinmek istedim. Filme gelecek olursak;
Black filmini daha önce izlememiştim, hatta adını da duymamıştım ne yalan
söyleyeyim, o yüzden kıyas yapamayacağım ama her şeyden öte çok güzel bir film
olduğunu ve kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yapıcı bir film...
Çoğu zaman
düşünmeden geçtiğimiz, önemsemediğimiz bir şeyin, eksikliğinde neler yaşadığını
görmek üzücü olduğu kadar öğreticiydi de. Birçok sahnede şükür ettim; gözüm
gördüğü, kulağım işittiği, konuşabildiğim için, elim kolum sakat olmadığı için.
Gündelik hayatta çokça unuttuğumuz bir şey bu...
Senaryo
zaten vurucu olduğu için, etkilenmemek mümkün değildi ama oyuncular da o kadar
iyi iş çıkartmışlar ki, hepsini ayrı ayrı tebrik etmek istedim. Beren’e olan
hayranlığımı herkes bilir. Onun bir oyuncu olarak çok daha ileriye gideceğini
düşünmüşümdür hep. Bu filmdeki performansıyla da bu fikrimi bir kere daha
kanıtladı. Elini attığı her işte başarılı olan, sadece güzel olduğu için değil,
gerçekten fevkalade oynayabildiği ve oldukça mütevazı olduğu için daha birçok başarı
ve ödülü hakediyor. Seviyorum böyle insanları, içten seviyorum.
Beren’den
önce etkilendiğim bir diğer isim de Ela’nın (Beren Saat) küçüklüğünü oynayan
çocuk oyuncu Melis Mutluç'du. Beren’in, bu zor rolün hakkını vereceğini biliyordum da o
küçük kızı izleyince şoka uğradım. Nasıl muazzam oynamış, nasıl rolün içine
girmiş. Hiç kolay değildir engelli birini canlandırmak! Herkes beceremez ama o
küçücük kız o kadar iyi oynamış ki, hayranlıkla seyrettim. Kendime engel
olamadan, arada bir iğretilik, bir rolün dışına kayma aradım ama valla
bulamadım. Gerçekten helal olsun, o yaşta büyük yetenek!
Bunun
dışında tüm kadro zaten profesyonel ve başarılı oyunculardan oluştuğu için
rollerinin hakkından gelmişler. Uğur Yücel de hem yönetmen koltuğunda, hem
kamera karşısında her zaman izlemeyi sevdiğim bir sanatçı. Filmin iyi hasılat
toplayacağından eminim ki zaten ilk haftasından insanları sinema salonlarına
çekmeyi fazlasıyla başarmış. Ne diyim; yolu açık olsun!
Bu
arada düşündüğüm gibi her saniyesinde zır zır ağlamadım. Tabii biraz da sinemada
olmanın verdiği o çekingenlik hissiyle, ama yanımda oturan kız o kadar
kaptırmış, o kadar çok ağlıyordu ki
neredeyse “Film bu, film, üzülme” deyip teselli edesim geldi, kendimi zor
tuttum J
Tuvaletten
aşırdığım mendiller de işe yaradı ayrıca ;)
Etiketler:
BENİM DÜNYAM,
BEREN SAAT,
BLACK,
GREAT MOVIE,
SİNEMA,
UĞUR YÜCEL
30 Eylül 2013 Pazartesi
The Autumn Leaves Start to Fall
Sadece bana mı öyle geldi yoksa Eylül ayı gerçekten de ışık hızıyla mı geçti? Yaş aldıkça zaman daha hızlı akmaya başladı orası ayrı da, bu ay nasıl geldi geçti hiç anlamadım. En sevdiğim ay olan Eylül, bu sene gayet serin geçti Bakü'de. Normalde burada yaz 6 ay olarak hesab edilir; Mayıs'ta sıcaklar başlar, teorik olarak Ağustos`ta bitmesi gerekirken Ekim`e kadar uzar iç bayıcı sıcaklar, o uyuz nem, sürekli "ayy piştim" hali :S
Ama bu sene çok enteresandır ki yaz gayet güzel geçti. İç bunaltıcı bir sıcak yaşanmadığı gibi Eylül'de de gerçek sonbahar kapıyı çaldı. Oldukça serin bir Eylül yaşadık ve ben serin havaları çok sevdiğim için gayet mutlu bir ruh haliyle geçirdim en sevdiğim ayı :) Darısı Ekim'in başına ;)
Havalar beni içten içe mutlu ederken koşturmacalarım da her zamanki gibi devam ediyor. İşimle alakalı sürekli değişen fikirlerim, gelişen olaylar gene bütün bir ay beynimi kurcaladı durdu. Ekim'in 1'i, yani yarın işe başlayalı tam 1 yıl olacak. Zaman su gibi akıp gitmiş, hiç farkında değilim. İş tecrübeme bakacak olursam sanki 5 yıldır çalışıyormuşum gibi hissediyorum. O derece alıştım, içine girdim ama şu 1 yılı gözümün önüne getirince de ne kadar hızlı geçmiş, nasıl dayanmışım diye şaşırıyorum açıkçası. İlk geldiğim günü hatırlıyorum da nasıl korkuyordum yanlış yapmaktan, nasıl çekiniyordum, sesim bile çıkmıyordu :) Şimdiyse ne kadar kalıba oturdum, ne kadar tecrübe edindim. Aslında bu değişimi görmek güzel...
İşte koca 1 yıl da böyle geldi geçti. İş çıkışı eve yürürken ve bütün bunları düşünürken, dökülen sapsarı yapraklar eşliğinde dinlediğim o eşsiz şarkıyı paylaşmak istiyorum şimdi de. İyi Dinlemeler...
Ama bu sene çok enteresandır ki yaz gayet güzel geçti. İç bunaltıcı bir sıcak yaşanmadığı gibi Eylül'de de gerçek sonbahar kapıyı çaldı. Oldukça serin bir Eylül yaşadık ve ben serin havaları çok sevdiğim için gayet mutlu bir ruh haliyle geçirdim en sevdiğim ayı :) Darısı Ekim'in başına ;)
Havalar beni içten içe mutlu ederken koşturmacalarım da her zamanki gibi devam ediyor. İşimle alakalı sürekli değişen fikirlerim, gelişen olaylar gene bütün bir ay beynimi kurcaladı durdu. Ekim'in 1'i, yani yarın işe başlayalı tam 1 yıl olacak. Zaman su gibi akıp gitmiş, hiç farkında değilim. İş tecrübeme bakacak olursam sanki 5 yıldır çalışıyormuşum gibi hissediyorum. O derece alıştım, içine girdim ama şu 1 yılı gözümün önüne getirince de ne kadar hızlı geçmiş, nasıl dayanmışım diye şaşırıyorum açıkçası. İlk geldiğim günü hatırlıyorum da nasıl korkuyordum yanlış yapmaktan, nasıl çekiniyordum, sesim bile çıkmıyordu :) Şimdiyse ne kadar kalıba oturdum, ne kadar tecrübe edindim. Aslında bu değişimi görmek güzel...
İşte koca 1 yıl da böyle geldi geçti. İş çıkışı eve yürürken ve bütün bunları düşünürken, dökülen sapsarı yapraklar eşliğinde dinlediğim o eşsiz şarkıyı paylaşmak istiyorum şimdi de. İyi Dinlemeler...
17 Eylül 2013 Salı
Gatsby Mood!
Sinemada seyrettikten sonra "hemen bir kere daha izlemeyelim" dediğim tek tük filmlerden biri olan The Great Gatsby'ye olan hayranlığım bitmek bilmiyor. Filmi internetten HD olarak tekrar izleyebilmek için sabrettim durdum, zaten aksi filme ve o büyülü atmosferine saygısızlık olurdu!
Bir kere daha Gatsby`nin o muhteşem ve renkli dünyasına yolculuk etmek beni oldukça keyiflendirdi. Her defasında görselliği ve şarkılarıyla beni o dünyanın içine çeken bu güzel filmin en sevdiğim soundtrack'i daha önce de şu yazıda anlattığım Lana Del Rey şarkısıydı. Zaten beni 2013'te en çok etkileyen şarkı budur! Filmden ikinci favorim ise her şarkısında mutlaka acı çeken ve çektiren Gotye'nin, o farklı yorumuyla Heart's A Mess.
Luz Bahrmann sağolsun, onun sayesinde tekrar tekrar izleyebileceğim ender filmlerden biri daha eklendi arşivime. İzlemeyen varsa mutlaka izlesin, çünkü bu coşkulu filmden etkilenmemek mümkün değil! Tabii kitap okumayı seviyorsanız öncelikle kitaba dadanmanızı tavsiye ederim :) İyi dinlemeler :)
Bir kere daha Gatsby`nin o muhteşem ve renkli dünyasına yolculuk etmek beni oldukça keyiflendirdi. Her defasında görselliği ve şarkılarıyla beni o dünyanın içine çeken bu güzel filmin en sevdiğim soundtrack'i daha önce de şu yazıda anlattığım Lana Del Rey şarkısıydı. Zaten beni 2013'te en çok etkileyen şarkı budur! Filmden ikinci favorim ise her şarkısında mutlaka acı çeken ve çektiren Gotye'nin, o farklı yorumuyla Heart's A Mess.
Luz Bahrmann sağolsun, onun sayesinde tekrar tekrar izleyebileceğim ender filmlerden biri daha eklendi arşivime. İzlemeyen varsa mutlaka izlesin, çünkü bu coşkulu filmden etkilenmemek mümkün değil! Tabii kitap okumayı seviyorsanız öncelikle kitaba dadanmanızı tavsiye ederim :) İyi dinlemeler :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





